Çeviri_TavsiyeleriDragosferkonferans çevirmenliğiSözlü Çeviri

Çeviride Kazanılanlar: Simultane Tercümanların İnsan Beyni Hakkında Bize Öğrettikleri

Günümüzde dil olmadan yaşamak diye bir şeyi akıl almıyor, daha doğrusu imkansız. Dilimiz ve konuşma kabiliyetimiz bilgi ve duygu aktarmamızı, bağ kurmamızı, iş kurmamızı ve üretken toplumlarda yer almamızı sağlayan temellerdir. Fikirleri, olguları, duyguları aktarmak ve söylenenleri anlayabilmek ise insanın kendini diğer canlılardan ayıran niteliklerindendir.
Dışarıdan bakınca konuşma dili basit ve yerleşik bir şey olarak görünebilir. Ne de olsa konuşma kabiliyeti hayatımızın ilk safhalarında edindiğimiz kabiliyetlerden biridir. Ancak beynin derinliklerinde konuşma dili hayret verici derecede karmaşıktır. Dilbilimciler için büyük bilinmezliklerin bulunduğu yerdir.
Yaşadığımız ileri teknoloji çağında dahi dilde üretim ve yorumlama insanların bilgisayarlardan çok daha başarılı olduğu alanlardır. Ayrıntıları fark etme, bağlam ve mizahın kavranması konusunda makinelerden daha iyiyiz ve insanların üstün başarı gösterip de en güçlü bilgisayarların bile beceremediği bir işin altından kalkabiliyoruz. Bu iş de çok görevli işler arasında en güç olanı, simultane tercümedir.
Simultane tercümanlar konuşmayı dinler, işler, kavrar ve çevirirler. Bunların hepsini gerçek zamanlı olarak gerçekleştirir ve diğer dile aktarırlar. Genellikle sonradan öğrendikleri dilden ana dillerine çeviri yaparlar ve sürekli anlık ürün çıkarma gerekliliğinin yükü altındadılar.
Geçtiğimiz günlerde Mosaic Science‘ta simultane tercümanlar üzerine yazılmış bir makalede bir şey gözüme çarptı. Görünen o ki günümüzde birebir olarak konuşmacının söylediklerini gerçek zamanlı biçimde tercüme ederek dili işleyebilen gerçek insan bulmak neredeyse sıradışı bir şey halini almış. Ne var ki, bazı durumlarda tam da buna ihtiyaç duyuluyor. Birleşmiş Milletler bunun en iyi örneklerden biri; ancak konuşma dili ve işaret dili tercümanlarıyla konferanslarda, röportajlarda ve hatta tiyatro eserlerinde bile karşılaşabiliyorsunuz.
Nörolojik anlamda değerlendirirsek bu, zor bir iş. Bir yandan dinleyip bir yandan konuşmak ve iki dili aynı anda aktif olarak kullanmak çoklu görev tanımının sınırlarını zorlar. Simultane tercüme doğaçlamadır, önceden tahmin edilemez. Ses tonuna, vücut diline, yüz ifadelerine ve dilden dile farklılık gösteren kelime sırasına dikkat gerektirir. Büyük kumar oynadığınız ve doğru anlamanın esas olduğu BM’de simultane tercüme bazen o kadar yorucu bir iştir ki çevirmenler genellikle sadece yirmi dakikalık mesailerle çeviri yapıp ara vermek zorunda kalırlar.
Mosaic’teki makale insanın sahip olduğu dili konuşması ve çevirmesinin eş zamanlı yürütme fonksiyonlarıyla bağlantısını açıklıyor. Diğer karmaşık kabiliyetler gibi dil de beynin sadece bir bölgesine odaklanmıyor. Broca bölgesi bu kabiliyetin sadece bir kısmını oluşturuyor. Daha çok dilin hızlı gelişmesi, birçok bölge arasındaki şaşmayan ağ ve bu koordinasyondaki ustalığı içeriyor.
Bilim insanları en karmaşık yeteneklerimizin belli beyin bölgelerinden değil belki de temel bölgelerin birbirleri arasındaki evrimsel etkileşiminden geldiği şeklinde yeni bir iddianın üzerinde çalışıyorlar.
Bu fikri destekleyen veriler de dilde ürün çıkarma esnasında aktif hale gelen beyin merkezinin derinliklerindeki koordinasyon üssü olan kaudat çekirdeğini bizlere gösteren fMRI çalışmaları oluyor. Kaudat, beynin farklı bölgelerini kusursuz bir şekilde öğrenmek, hafızada tutmak, karar vermek ve planlamak gibi koreografisi yapılmış yetenekler olarak bir araya getiriyor.
Peki bu senkronizasyon merkezine hakim birindeki kaudat çekirdeği nasıl görünüyor? İşte sizlere ilginç bir deney: Cenevre Üniversitesi’ndeki bir grup, elli kişilik çok dilli öğrenci grubunun cümle dinlerken, cümleyi tekrarlarken, cümleyi diğer dile tercüme ederken ve söylerlerken fMRI taramaları ile beyinlerini incelediler.
Bu öğrencilerin on dokuzu bir sonraki sene simultane tercüme eğitimi aldılar, diğerleri ise bu eğitimi almadı. İlk testlerden bir yıl sonra eğitim gören grubun beyinleri değişmişti. Ancak sizin beklediğiniz tarzda bir değişim değil bu; kaudat çekirdeklerinin üçüncü (çeviri) görev sırasındaki aktivitesi azalmıştı. Başka bir deyişle, daha iyi kontrol üniteleri ve ruhsal çoklu görev işleyiciler haline gelmişlerdi.
Benzeri bir durum üst seviye satranç oyuncularında da görülüyor. Oyuncu ne kadar deneyimliyse kaudat çekirdekleri o kadar küçük oluyor. Kaudat, birçok şeyin kontrol edilmesinde görevli olduğu için bu da bazı ilginç soruların doğmasına sebep oluyor. Beyinlerimizi daha verimli işlemciler haline getirecek yeni çalışma yöntemlerinin kapılarını aralıyor. Belki beyinlerimizi böyle verimli işlemciler haline getirmeden bunda uzmanlaşmanın bir başka yolu vardır.

Kaynak: Gained in Translation: What simultaneous interpreters have taught us about the human brain – Allison MacLachlan
Çeviri: Burak ŞOLT

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.