DragosferEdebiyat

Çevirmenin Yolu İmgelem ve Metafordan Geçer

Aşağıdaki çalışmada Nilgün Marmara’nın yazdığı bir kısa düzyazıdaki göndermelerin peşine düşüp bunların çeviri kararları üzerindeki muhtemel etkilerini inceleyeceğim. Seçtiğim metin, Nilgün Marmara’nın Daktiloya Çekilmiş Şiirler adlı kitabından alınmıştır. Marmara’nın belirttiği üzere yazı, Andrey Tarkovski’nin yönetmenliğini yaptığı Nostalgia adlı film için kaleme alınmıştır. Çeviriye başlamadan önce hem metnin yazarı hem de filmin yönetmeni ile ilgili bilgi toplayarak arka plan bilgimi genişletme ihtiyacı duydum. Bu amaçla süreç öncesinde söz konusu yazar ve yönetmen ile ilgili yazılmış makale, köşe yazısı, düşünce yazısı vb. yazılı kaynakları ve görsel materyali inceledim. Bu kaynaklardan yola çıkarak bir erek metin kurguladım. Bu çalışmanın amacı da karşılaştığım göndermeleri, sorunları ve bu sorunlara bulduğum çözüm yollarını sunmaktır.
1)      Nilgün Marmara’nın şairliği ve şiirlerine dair
Nilgün Marmara, ölümün sıcak gerçekliğiyle yüz yüze geldiği yaşam kavgasında, zaman algısı içerisinde benliğini yitirmiş ve bu ‘büyülü’ gerçeklik tarafından lanetlenmişti (Eradam, 1996). Ancak Marmara’da farklı olan bir şey vardı. İçinde devinimsel bir güç ve umut taşıyordu. Madalyonun diğer tarafında ise ölümü yenmenin tek yolunun intihardan geçtiğini düşünüyordu. Tabii ki bu o kadar basit bir inanış değildi; kendini bilme ve tanımlama yolunda adeta hiçliğe atılan bir adım niteliğindeydi. Şairin şiirlerinde öne çıkan ‘’ben’’ düşüncesi, kendini bazen bir çocukta, köpekte, kedide, kuşta; bazen de bir uçurum kenarında ortaya çıkarıyordu. Bu bakımdan Nilgün Marmara’nın belirli toplumsal ilişkiler bağlamında belirlenmiş bir zaman ve mekân tasarısında gerçeklik kazanan bir kadınlık deneyimi yaşadığını söyleyebiliriz (Karkıner, 2007). ‘’Ölüm, aşk, küçük hisler, insan zihni ve dışsal gerçeklik arasındaki ilişki, kadın duyarlığı’’ çevresinde gelişen şiirleri, maddi deneyimlerini ve maddesel yaşam faaliyetini yansıtmaktadır. Günlük yaşamda hissettiği yaralı ve boşlukta olma hali, uç duyarlığa ve şairin hayatla arasına mesafe koymasına neden oluyordu. Dolayısıyla, Marmara’nın intiharında bir kabulleniş ve intiharı destekleyen bir bakış vardır. Bunu da şairin şiirlerinin toplandığı Daktiloya Çekilmiş Şiirler adlı kitabının son sayfasına yazılan söz ile tanımlıyor: ‘’Çocukluğun kendini safça akışa bırakması ne güzeldi. Yitip giden bu işte!’’

2)      Tarkovski ve Nilgün Marmara
Aynı şeyi Nostalgia filminde de görüyoruz. Günlük deneyimlerin bilinçaltında yarattığı, gerçeğe yakın algıların konu edinildiği filmdeki bazı sahnelerde sekanslar öylesine durağandır ki izleyende neredeyse bir iç sıkıntısına dönüşür. İç sıkıntısının yansıması olarak belirginleşen arayış düşüncesi tam da burada kendini gösteriyor. Nilgün Marmara’nın yazdığı metin bu arayışın somut bir belirtisi olarak karşımıza çıkıyor. Çevirmene de bu hislerin izini sürmek ve ipuçlarını takip ederek hazineye ulaşmak düşüyor!
3)      Çeviri bir süreçtir… Peki ya Nilgün Marmara?
Gel gelelim çeviri sürecine (şiir ve çevirisi için tıklayınız). Filmde karşımıza çıkan birtakım öğeler (yaralı köpek, su birikintisi, yanan imgeler, yağmur yağışı vb.) yazı içerisinde aynen tekrarlanmıştı. Süreçte en çok dikkat ettiğim husus şairin yarattığı ‘alternatif’ dile İngilizcede karşılık bulmaya çalışmaktı. Yazıdaki ‘saydam yankılanış’ söz öbeği zihinde uyanan belli belirsiz imgelere karşılık geliyordu. Bu durum, filmin belirli kısımlarında başkarakterin kendiyle yaptığı iç hesaplaşmalara benziyordu. Bundan yola çıkarak, ‘beyinde oluşan uyaranlar’ anlamına gelen ‘lucid echoes’ söz öbeğini kullanmayı uygun gördüm. Sonraki tümcede geçen ‘ışıltı yükseldikçe o densiz din bölgesine’ oldukça sorunluydu. Çeviri metinde ‘intractable’ sözcüğünü kullanmak istedim. Çünkü gerçekte ‘intractable’ yenilmez, yıkılmaz anlamına geliyordu. Burada yapmak istediğim şey okuyucuya istediğini vermekti. ‘Evet, din bölgesi yenilmez yıkılmaz ta ki o ışıltı yükselene dek’ hissi kazandırmaktı.
Aynı tümcede karşılaştığım diğer bir sorun ise tümcenin başlangıcında kullanılan ‘karanlık ruhu özlemin’ ifadesiydi. Bu ifadenin en önemli sorunu tümcenin başında kullanılması, tümcenin devamında ayrı bir ifadeye bağlanmaması, geri kalan kısımdan bağımsız olmasıydı. Aynı zamanda ‘özlem’ sözcüğü yerine ‘nostalgia’ sözcüğünü koyarak gönderme yapma fırsatı da veriyordu. ‘The spirit of nostalgia goes dark’ ifadesiyle bunu sağladım. Bir sonraki tümcede geçen ‘incecik uluyarak ince çağrısı köpeğin’ ifadesi metin içerisinde beni en çok zorlayan ifade oldu. Bunun nedeni, tümce içerisinde birden fazla fiilimsiye ve niteleme sıfatına yer verilmesiydi: incecik, uluyarak, ince, kıpırtısız, dönen. Bu tümce, anlatılmak istenen düşüncenin özeti gibiydi. O yüzden daha anlaşılır kılmak, okuyucuda filmden bir kare izlermiş hissini yaratmak için anlaşılır ve kurallı bir yapı içerisinde aktarma kararı aldım. Tümcede geçen ‘ince çağrısı köpeğin’ söz öbeğini ‘subtle call of a wounded dog’ olarak çevirdim. ‘Wounded’ ifadesini eklememin nedeni filmde gördüğüm ‘yaralı köpek’ imgesiydi. Tümcedeki en önemli sözcük ‘Mandala’ idi. Mandala, Hindistan kökenli dinlerde meta veya mikro kozmosu anlatan şekillere verilen addır. Bu sözcüğü aynen bırakmak istedim.
İlerleyen kısımda geçen ‘çığlık’ ve ‘yaş bağışı’ ifadelerine bakacak olursak, ‘gift of tears’ Hristiyanlıkta Tanrıya minnet göstermek için dökülen gözyaşı anlamına gelmektedir. ‘Çığlık’ sözcüğünü mot a mot şekilde ‘scream’ olarak çevirmek yerine ‘mourning’ anlamına gelen ‘yakarı’ biçiminde kullanmayı uygun gördüm. Çünkü yakarı Tanrı için edilen dua anlamına geliyordu. ‘Islaklık yemini’ için ‘moisture oath’ dedim. Hristiyanlığın ilk dönemlerinde havarilerin kentten dışlandığı dönemlerde hayatta kalmak için tüketmek zorunda kaldığı ‘yulaf ezmesi’, ‘moisture oat’ söz öbeğine benzediği için böyle bir tercihte bulundum. Bir sonraki tümcede rastladığım ‘kayra yükü’ ifadesi, psikolojideki ‘yük, kaygı’ anlamına gelen ‘cathexis’e, ‘kayra’ ise felsefede karşılaştığımız ‘grace’ sözcüğüne karşılık gelmektedir. Bundan dolayı, iki sözcüğü bir arada kullanmayı uygun gördüm.
Son kısımda üç temel ifadeye rastladım: coşku külü, ben yangını, inanç. ‘Coşku külü’ ifadesini ‘cinders of rage’ olarak çevirdim. Buradaki bahsedilen coşkunun ‘derin ve şiddetli arzu duymak’ anlamına gelebileceğini düşünerek ‘rage’ olarak çevirmeyi uygun gördüm. Diğer taraftan, ‘kül’ için tercih ettiğim ‘cinder’ sözcüğünü belirsizliği artırmak amacıyla çoğul yaparak kullanmayı ve sözcüğe çok yakın olan ‘kor’ anlamını vurgulamak istedim. ‘İnanç’ sözcüğü için ‘creed’ ifadesini seçtim. ‘Creed’ sözcüğü ‘Hristiyan inancındaki temel öğretiler’ anlamına gelmektedir. Son kısımdaki ‘ben yanmasını’ ‘blazing the ego’ olarak çevirdim. Çünkü psikoloji alanında yaygın olarak tercih edilen kullanımı buydu.
Çevirmen dediğin kaynak metni sıkıp suyunu çıkarmalı, bilgi ve deneyimlerini o suyla yoğurarak bir çömlekçi edasıyla yeni bir ürün ortaya koymasını bilmelidir. Ortaya çıkan ürünü değerlendirmek ise metnin çevirmenine değil okuyucularına, yani o yeni ürünün alıcılarına düşer!
Yazan: Göksenin Abdal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.